eylül rüyası

ANJELİKA

 

 

Ah  Anjel ....
Sen bilir misin lastik ayakkabıların nasırladığı ayakları ,
Yahut
Eskimiş kırmızı çiçekli entarimin siyah yamasını.
Çamurları ,soğukları, karları ...
Yani yokluğu ,birazda açlığı...
Sen barbi bebeklerinle  renkli hülyalara dalarken
Yumuşak , kar gibi beyaz yatağında
Ben ot yastığına başımı dayayıp tahta kurusu tıkırtılarında
Açlığımı unuturdum,
Benzimiz yanardı ayaz soğuğundan .
Yüzümüz kararırdı yufka ateşinde tezek  tütsüsünden ,
Çökelekli ekmekle geçerdi çoğu günümüz .
Karnımız  öyle  yalancıktan doyardı
Yarım yamalak geçerdi öğünümüz....
Çocukken yıldızları sayardım
Onları uzak ülkelerin hiç sönmeyen ışıkları sanırdım.
Uzatırdım ellerimi  gökyüzüne,
Karanlıklar arasında bir kaçını avcumun içinde hapsedip  Gözlerimi kapar ,öyle, hayallere dalardım.
Gün doğarken şorak bacada yaslandığım loğ taşından
Sırtımda birkaç taş eziği,kollarımda sinek ısırığı
Biraz mahmur biraz üşümüş,
Yokluğa,sefalete uyanırdım.
Ah Anjel ,
Öyle bakma yüzüme yağmur ıslağı gibi.
Benim sevdalarım tozlu raflar arasında meçhule karışmış,
Hayallerim  ise yıllanmış duvar halısı gibi ,rengi kaçmış.
Belki çilenin kitabı olsa  en iyisini ben yazardım
Kelimelerin en acısını , mısraların en azaplısını, sıralardım ...
Sen pırıltılı akşamlarına aldanma  şu aydınlık gecelerin
Hala ufkuna güneş doğmayan günlerde yaşıyor birileri,
Gülleri açmamıştır ,tomurcuktur hala onların çiçekleri  .
Neşeli simalara benimkini de karıştırma
Şu dağlar arkasında bulamazsın öyle mutlu yüzleri .
Onlar yalancı sevdalardan hep aldanmıştır
Ne düşünmeye  ne de yürümeye takatleri  kalmıştır.
Tükenmiştir dillerinde güzellik sözcükleri
Hayat zalimliğini her zaman yapıyor olsa da
Yaşam için "bir daha !"diyor birileri...
Ah! Anjel..
Sen Avrupalı.
Ben o sarp kayaları olan dağlar arasında bir yerden
Munzur dağı eteği köyünden !
İşte oralı. 

 

 

        Emre Artuk ÖZDEN

 

         Sevgili hemşehrim Emre beyin çok beğendiğim bir şiirini daha sizlerle paylaşmak istedim. Şiir tadında güzel bir gün geçirmeniz dileğiyle...

 

07:42 - Pazar, Kasım 5, 2006 - yorum {2} - yorum yaz

Hayırlı Cumalar

 

 

NUR SURESİ (64. AYET)

 

UNUTMAYIN, GÖKLERDE VE YERDE VAR OLAN HER ŞEY ALLAH'A AİTTİR; SİZİN İÇİNDE BULUNDUĞUNUZ DURUMU VE GÜTTÜĞÜNÜZ AMACI ÇOK İYİ BİLMEKTEDİR O!

VE (YAŞAYAN HERKES) BİR GÜN O'NA GERİ DÖNECEK: VE O ZAMAN O, (HAYATTAYKEN YAPIP-ETTİKLERİ HER ŞEYİ KENDİLERİNE HABER VERECEK; ÇÜNKÜ, ALLAH HER ŞEYİ BÜTÜN GERÇEĞİYLE BİLİR.

 

 

            Cumanız hayırlı olsun. Bana da dua edin olur mu...

 

 

11:42 - Cuma, Kasım 3, 2006 - yorum {2} - yorum yaz

İNSAN KISADIR

 

İNSAN KISADIR

 

Babaannem derdi ki: İnsan kısadır oğlum
ve bilmezden gelir kısalığını, bilseydi
yarışmazdı yollarla, göğe evler yükseltmezdi
Nazlı babaannem sözü de uzatmazdı ısrarı da
az söyler, usul böyle, bir söylerdi bir de
adamın kötüsünü piyade, sözün fazlasını şiir
yaparlar  derdi, piyade olduğumu da gördü şiir yazdığımı da
küçücük bir büyük anneydi, onu yitirince
anladım kısacıkmış her şey, insan kısaymış ağaçtan, ikindiden
elmadan, güneşten, kardan, yağmurdan,
gölgemiz bile bizden uzunmuş, ya çocukluk
o da rüyasından kısaymış meğer, sanki altı kardeş
nöbetleşe rüya görsek hepimizden bir çocukluk belki
çıkarmış,  bu dünya bir pencere türküsünü söylerdi de
anlamazdık, bu dünyaya alıştık, şimdi zor geliyor
dünyadan gitmek, bazen rüyama geliyor, kısacık
kalıyor, bir gülümseme  kadar. çok uzatma diyor
şiiri  kimse anlamaz ve ömrün de uzamaz bundan,
insan yanlışlarıyla büyür, aşkı uzun boylu sanırdım
anladım ama, ne zaman harflerinden de kısaymış aşk,
bazen yazıncaya kadar geçiyor, bazen zaman alıyor
aşkı içimizdeki ormandan kurtarmak aşk kısa, şiir uzun,
sözgelimi bir ağaç kaybolsa da orman yine orman,
ya bir harfi kaybolsa, zaten kaç harf ki insan.

 

HAYDAR ERGÜLEN

 

02:14 - Perşembe, Kasım 2, 2006 - yorum {2} - yorum yaz

 

 

 


  Yaşadığımız mekan kadar sanıyoruz koca dünyayı... Televizyonda gördüğümüz savaş görüntülerini bir amerikan filmini izler gibi hissiz izliyoruz... Gazete haberleri çizgi roman misali... Duyarsızlaştık.. hissedemiyoruz insanların çektiği acıları.. duyamıyoruz feryatlarını... Kalplerimiz sağır... İlla yaşamak mı gerekiyor acıyı.. anlayabilmek için...

 

       Göz kapaklarımı dikselerdi paslı iğnelerle ne hissederdim..

 

       Ya dudakları mı?...

 

       Ya da tırnaklarım sökülseydi kerpetenle...

 

       Bu fotoğraf sadece bakmalık bir fotoğraf mı?

  

       Sizce ne hissetti bu hale gelirken???

 

      Kocaman bir dünya var göremediğimiz.. Kocaman dünyada acı çeken.. zulüm gören.. aç kalan.. açıkta kalan binlerce insan var... Ve şikayetteyiz hala küçük dertlerimizden... Oysa kocaman dünyanın sınırları çok da uzak değil belki kapı komşumuzdan başlıyor..

      Yazdım bunları ve biraz sonra bloguma ekleyeceğim.. Birileri gelip okuyacak.. İçiniz sıkılacak.. En iyi ihtimalle biraz aklınızı meşgul edecek.. Sonra küçük dünyalarınızın küçük dertleri arasına dalıp unutacaksınız bu fotoğrafı.. ben mi ne yapacağım? Ben de küçücük dünyamın küçük dertleriyle kendimi bunaltıp yaşamaya devam edeceğim... Ben de unutacağım... Şu eksik, bu eksik, şuraya niye gidemiyorum, bunu niye alamıyorum vs.. vs.. vs.. vs.. vs...

 

        "İNSAN OĞLU NANKÖRDÜR"

 

                                   Ben de nankörüm...

 

02:51 - Salı, Ekim 31, 2006 - yorum {5} - yorum yaz

Hayatın Tam Ortasında...

 

 

 

 

evet hayatın tam ortasından sesleniyorum sana
tam ortasındayım hayatın
önce sola sonra sağa bakıyorum
sonra tekrar sol, sağ, sol, sağ
tam ortasında hayatın iki yanımdan hızla geçip gidiyor yaşam ben yokmuşum gibi davranıyor hayat
korna bile çalmıyor çekil diye ortadan
tam ortasındayım hayatın
istesem de çıkamıyorum ortasından
hızla gelip geçen hayatlar çarpıyor
her seferinde kırılıyor kollarım
canım acıyor hayatın tam ortasında hayatlar çarptıkça hayatıma
tam ortasından o kadar büyük görünüyor ki hayat ağırlığından korkuyorum
tam ortasından o kadar küçük ki hayat ortasında boğuluyorum
tam ortasında hayatın küçücük bi nokta gibi duruyorum
bütün anlamsız cümlelerin sonunda
ve hatta yarım kalmışlarda üç nokta oluyorum
evet yarım kaldıkça cümleler ben çoğalıyorum
çoğaldıkça üç nokta ben daha da yarım kalıyorum
tam ortasındayım hayatın
beni kucaklayacak hayatı bekliyorum
tam ortasında hayatın sensiz kaldıramıyorum hayatı

 

Emine ÇİFTÇİ

 

 

01:54 - Pazar, Ekim 29, 2006 - yorum {2} - yorum yaz

Bağlamanın Tiz Telinden

        

 

           Gurbette memleket düşmeye görsün garibin gönlüne... Aynı toprağın çocukları olduğumuzdan mı bu kadar dokundu kalbime bilmem amma, buyrun sizde kulak verin uzaklarda unutulan bağlamanın tiz telinden gelen yanık gurbet türküsüne...

 

 

BAĞLAMANIN TİZ TELİNDEN

 

Cebimde birkaç dut kurusu

Damağımda memleketten bir tad.

Fındık yaprağı gibi pörsümüş zihnim.

Dudaklarımda cılız bir ıslık var.

Ta uzaklara açağırıyorum türkülerimi

Çilimli tepesinden

Sessiz Sessiz

“Ne ağlarsın benimzülfü siyahım”

“Buda gelir buda geçer ağlama”

Birileri dokunsada bağlamanın tiz telinden

Şu Otobandan direk geçen Kemah otöbusleri duysa

Selamım takılsa bir zerre tozuna gelsede mekanına

Iğdik suyuna karışsa hasretlerim

Beş vakit tazelediğin abdestinde

Ellerine bulaşsın özlediklerim.

Ben bir damla yağmur tanesine gizlemişim sevdalarımı.

Türkülerimi onun için bulutlara söylerim.

Birileri dokunsada bağlamanın tiz telinden

Hayretten şöyle dağ taş titrese dört şiddetinde

Kuşlar havada öyle kalsa hareketsiz

Güller boynunu bükse ,bülbüller sussa

Bir duha namazı abdestinde şu berrak sulara karışsa hasretlik

Dualarla gelse sana doğru saf temiz yiğit yüreğinde buluşsa

Ama burda sular Melen’e akıyor kırk kir taşıyor zerreler.

Acemoğlun daki gibi şehit kanı ile ıslanmamış ki yerler.

Her şey eğri ye ,Her şey gayri ye meyil.

O şanlı Fırat ‘a karışan damlalar gibi saf temiz ve mukaddes değil.

Dokunsada de birileri bağlamanın tiz telinden

Adamlık satsa dere boyu yankıları

Yürekler soğusa

Yaşlar dinse gözlerden,tüh çekmesem ,hayıflanmasam

Kalksa başım göğe doğru

Bu işte hasretin sesi bu desem

Çın Çın inlese Düzce ovası

Otobandan direk geçen Kemah otobüsleri duysa

Selamım takılsa bir zerre tozuna gelse

Munzur suyuna karışsa hasretlerim

Ben bulutlara söylerim hasret türkülerimi

Uzaklarda unuttuğum bağlamanın tiz telinden .

 

 

Emre Artuk Özden

21:08 - Cuma, Ekim 27, 2006 - yorum {3} - yorum yaz

Fıkra Gibi :))

 

       Pek severim trakya insanını. Geçenlerde e-mail ile aşağıda ki fıkra gibi olay geldi elime. Yaşanmış bir olay diye yazmışlar ama ne derece doğrudur bilemem. Okuyun fıkra niyetine.

 

Bu hikaye trakyada geçmis  gerçek bir  olay;

Yasli bir amca, eseginin üzerinde  karayolunda seyretmektedir.
Bunu gören trafik polisleri,  amcaya  takilmak isterler ve durdururlar.


Polis: Be amca, necin dakman  golani?
( Golan: Emniyet kemeri.)


Amca: Dakmam be iste!


Polis: E bak gördün mü,  şimdi ceza  keseceyik.


Amca: Kes bakalim ne keseceysan da gidecem, acele isim var.


Polis: Peki amca, cezayi sana mi yazalim  yoğsam eseğe mi?


Amca: ???


Polis: Yani cezayi sana  yazarsak beş
milyon ödeycen, eşeğe üç milyon ödeycen.


Amca: Bana kes o zaman.


Polis: Neden sana keseyon  amca?


Amca: Onun sicili  temiz ossun, polis  yapcez onu. 

 

 

12:50 - Perşembe, Ekim 26, 2006 - yorum {6} - yorum yaz

Bayram

 

 

 

Günler birbirini kovaladı ve bir ramazanın daha sonuna geldik.. Sizleri bilmem ama benim içim buruk. Yılda bir gelen bir ay konuk olup giden bir dostu uğurlar gibiyim.. Şimdiden tekrar geleceği günü özlemeye başladım...

 

Ailelerinizle.. dostlarınızla.. arkadaşlarınızla.. komşularınızla.. akrabalarınızla.. sevdiklerinizle birlikte mutlu.. huzurlu.. "nerde o eski bayramlar" dedirtmeyecek, bayram tadında bir bayram yaşamanızı diliyorum...

 

Yüzünüzde tebessüm.. dilinizde dua..

BAYRAMINIZ MÜBAREK OLA...

 

 

 

21:50 - Pazar, Ekim 22, 2006 - yorum {19} - yorum yaz

Maskeli Temizlik Balosu :))

 

 

        Bugün kendimi kakılmış gibi hissediyorum  Malum bayram yaklaşıyor. Rutin temizlikden ziyade şöyle bir dip köşe bucak elden geçirmek gerekiyor. Ev hanımları bu durumu iyi bilir ev hanımı olmasam da ben de iyi bilirim  Ne hikmetse hep ellerimden öper temizlik işleri  Bu zamanlarda hep keşkelerim tutar "keşke benden birkaç yaş küçük bir kız kardeşim olsaydı da şu işlerin yarısı da onun ellerinden öpseydi" diye.. 

        Bu sabah (sabah dediğime bakmayın öğlen olmuştu ama bana göre sabahtı ) uyanıp uzun bir telefon konuşmasının ardından  (arayan yıllardır görüşemediğim lise arkadaşımdı) temizlik macerama başladım. Şurayı da temizleyeyim burayı da temizleyeyim derken son noktayı her zamanki gibi kendimi zehirleyerek koydum  Demeyin o nasıl temizlik diye. Çamaşır suyuyla beyazlatılması gereken bilumum yerleri ovarsanız ve ağzınıza burnunuza maske takmazsanız benim gibi herseferinde zehirlenirsiniz  Zehirlenince neolur onuda anlatayım hemen başınız zonk zonk ağrır, gözleriniz yuvalarını terk edecekmiş gibi olur ve yiyip içtiğiniz her şeyden çamaşır suyu tadı gelir hele sigara içiyorsanız her seferinde bir bardak çamaşır suyu içmiş gibi olursunuz  

       Bütün saydıklarım herseferinde başıma gelmesine rağmen uslanmadım ve yine zehirlendim. Başım zpnkluyor ve her şey çamaşur suyu tatında  

        Siz siz olun maske takmadan   çamaşır suyuyla uğraşmayın hele çamaşır suyunu tuz ruhuyla asla karıştırmayın zehirlenme durumları  tecrübeyle sabittir

biline

 

 

22:06 - Cumartesi, Ekim 21, 2006 - yorum {3} - yorum yaz

Güzel bir geceydi...

 

 

          Güzel bir geceydi...

     Her ramazan Sultanahmet'e gitmek bir gelenek oldu yıllardır bizim için. Geçen ramazan çok istememe rağmen gitmek kısmet olmamıştı. Dün akşam kardeşim ve arkadaşlarımla iftar sonrası Sultanahmet'e gittik. Kitap fuarının son günü ve kadir gecesi olması sebebiyle çok kalabalıktı. Kitap fuarına dalıp kendimizi kaptırmışız saatlerin nasıl geçtiğini fark edemedik. Fuardan çıkıp haşlanmış mısır eşliğinde muhabbete koyulduğumuzda son vapuru çoktan kaçırdığımızı fark ettik  Yürüyerek Eminönün'e gittik belki motor seferleri devam ediyordur ümidiyle ama onlarda bitmişti  dönüş yolu için fikir üretmeye başladık Kabataş'tan motor seferi olabilir diye tranvayla oraya gittik ama orada da seferler bitmişti. Arkadaşlardan biri ki kendisi parlak zekalı, geleceğin çılgın edebiyat öğretmenlerinden biri olmaya aday, ticaret zekası fazla gelişmiş, benim ufaklık dediğim ama aslında bir aysberg olan cimcimem iskelede aldığı şirket numarasını arayıp beşiktaşta seferlerin devam ettiğni öğrendi. Sonra Kabataş'tan Beşiktaş'a kadar yürüdük ve saat bir buçuğa doğru evimize varmayı başardık

     Yorucu bir gece oldu ama çok güzeldi...

 

 

07:54 - Cuma, Ekim 20, 2006 - yorum {2} - yorum yaz

Son Sayfa Sonraki Sayfa


Tanım


Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
KORSAN SÖZLÜK
portakal ağacı
DENİZ FENERİ
YOLCU DERGİSİ
ZEMHERİ EDEBİYAT
HABER ERZİNCAN

Son yazılar
- CRC AJANS
- Kurban Bayramı
- Beraat Kandili
- ANA... YORGUNUM...
- UÇURUM...
- BİR KAYISI AĞACIYDI...
- KARINCA
- GİDEMEM...
- Soru işaretleri..
- MOLAAA!!!

Arkadaşlarım
- katre
- Bengisu Akbulut
- Zuper Men
- yansimalar
- mag0323
- nymphia
- derin
- milkboy
- hamitakcay
- myilmaz
- tugbatugba
- elki
- ilkayoguzhan
- shekkercik
- lunkfu2
- mevlevi
- ahmedi
- suzidil
- hatto
- fatima
- temizekran
- bibis
- yalnizlar
- dolunayvakti
- fikretsimsek
- Özkan Özdemir
- ilhanm
- tekeli
- duha
- cocukca
- blogekle
- sumeyye2
- burakcam
- deveze
- pala58
- adimehmet
- yakko
- farukk
- huznunyuzueylul
- abuhayat
- ayhan1970
- inky
- hayatadahil
- yelkenli
- bizherdemtazeyiz
- kadir42
- bintisahra
- sevgidamlalari
- melodii
- fezawww
- visal
- byuarsiyu
- medreseizehra
- katre2
- unzilecekim
- gozum
- zehraaydin
- mavidiyar
- kemaliye
- < Çocuk > ..
- bizimada
- djazemimm87
- artukemre
- genocide
- orkun38
- kemaliyemiz
- elila
- pinhan34
- Hasan Beyan
- cobanatesi
- beria
- aglayankafe
- aynakorkusu
- 93busra
- hidayetsaati